Sahte cennetlerle güçlü aidiyetler kuruyorlar

Feramuz Erdin yazdı

KOMPLO TEORİLERİNİN GÜCÜ
Eğitim seviyesi ne olursa olsun, insan evladının mantığının yetmediği yerde, olağan dışı gelişen hayali şeylere inanma gibi bir zaafiyeti vardır. Mantıksal sorgulamanın bilinçsiz şekilde devre dışı bırakıldığı bu alan, toplumu etki altına almak isteyenler için bulunmaz bir nimettir.
İşte bu yüzden de normal insanların asla yaşayamayacağı olaylar, ulaşılması imkânsız büyük idealler öne sürülerek toplumsal hipnozun ilk evresi başlatılır. Karşısında eksik kaldığınızı veya yenildiğinizi hissettiğiniz o şey artık sizin efendinizdir. Bunun tam tersine, size pompalanan duygu ise güç ve diğerlerine göre üstünlüktür!
Siyasi ve dini liderlerin milyonlarca insanı tek bir amaç altında toplayabilme başarısı da bu yöntemi ne kadar ustaca kullanabildiklerine bağlıdır. Daha sonra bu yöntem menfaat ve istikbal sağlama gibi yöntemlerle de desteklenerek, kurulan tabanlar güçlendirilir ve hatta nesiller boyu devam ettirilir.

CUMHURİYETİN ALTIN NESİLLERİ
Cumhuriyet tarihimizde çağının ilerisinde, üretken ve vizyoner vatandaş yetiştirmek için çeşitli toplu ve hızlı eğitim modelleri denenmiştir. Bunlardan en öne çıkan ikisi ise şunlardır:
Köy Enstitüleri: Yeni kurulmuş Cumhuriyet’in acil ihtiyacı olan eğitimli sınıfı yetiştirmek üzere seçilen nitelikli gençler yatılı okullarda temel üretim konularında yetiştirilmiş, bu üretkenlik sanat ve diğer olanaklarla geliştirilmiştir. Türkiye’nin laik ideallerini de gerçekleştirmesi amaçlanan öğreticilerin öğreticisi nesiller buradan yetişmiştir.
Fethullah Okulları: Değişen dünya düzeninde hem içerde hem de dışarda yer almak üzere, karma şekilde projelendirilmiş olarak Anadolu’nun zeki ve yetenekli çocukları aralarında yurt ve dershanelerin de olduğu bir sistem dâhilinde seçilmiştir. Kendilerine müspet bilimler yanında ilahi ilimler de öğretilmek suretiyle yeni karma bir nesil yaratılması amaçlanmıştır.
Kendine has bir dinsel öğreti altında, dünya ile entegre şekilde müspet bilimler eğitimi alan, yabancı dillere hakim bu gençler gerçekten de bir ülke için gurur kaynağı olacak şekilde yetiştirilmiştir. Zeki, çalışkan, üretken, dünyayı olduğu gibi okuyabilen ve disiplinli bu gençler sadece Türkiye’de değil dünyada da bir atılım ve değişimin umudu haline gelmiştir.
KİBİR VE DAVAYA KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLILIK
Fethullahçılık gibi din esaslı bir öğreti altında yapılanan bu gençler, kamuoyunun da çok iyi bildiği süreçler sonucunda gerçekten de en kritik görevlere geldiler ve dinamizmlerinden doğan farklarını herkese gösterdiler. Vizyon sahibi, akademik kariyer yapmış, dünya ile entegre bu gençlerin projeleri ve üretimleri gerçekten göz kamaştırır hale gelmişti.
Yalnız burada da ters giden bir şeyler vardı: Eğitimde milletin sağladığı imkânlar ile her türlü fırsatı yakalamış olan bu kadrolar, liderlerine ve davalarına neredeyse körü körüne bağlıydı! Eğitimin açması gereken zihinler bir yere geldiğinde keskin bir taassup ve biat kültürüne takılıp kalıyordu!
Ruhlarına adeta işlemiş olan diğerlerine göre üstün oldukları fikri ve her fırsatta pratiğe döktükleri kurumsal kibir onları diğer bireylerden olduğu gibi diğer örgütlü gruplardan da ayırıyordu. Kendilerine alan açmayı seviyor ve bu uğurda insan harcamaktan asla pişmanlık duymuyorlardı. Davaları uğruna kendilerini feda etmekten çekinmiyor, üstten gelen talimatı sorgusuz – sualsiz uyguluyorlardı.
Kendi içlerinde kulaktan kulağa aktarılan ve komplo teorileriyle desteklenen mağduriyet hikâyeleri ve ortak amaç onları bir arada tutuyordu.
Vizyon ve eğitimde çağının çok ilerisinde olan ama bunun karşılığında kurumsal biate sonuna kadar sadık olan bu gençlerin hikâyelerinin devamını zaten herkes biliyor…
Şuna da eminim ki; lider, kibir ve kinleri yerine ülkelerine bu kadar sadık olsalardı, Türkiye bugün parmakla gösterilen bambaşka bir yerde olurdu!
İç dinamikler ve demokrasi tarafından kontrol edilemeyen önemli bir yetişmiş insan kaynağı, kendine bile zarar veren enerjisi ile heba olmuş oldu.
TOPLUMSAL HİPNOZ
Fethullahçılar, her zaman toplumsal hipnozun ilk önce mağduru sonra da başkalarına uygulamada efendisi oldular. Erişebildikleri ve hatta icat ettikleri teknolojileri ile projelerini bir yandan üstümüzde denerken diğer yandan da o gücün verdiği kibirlerini ikiye katladılar.
Elde ettikleri veya kendilerine sunulan maddi desteklerle toplumun istedikleri şekilde düşünmesinin önünü açıyorlardı. Kendilerine engel olarak gördükleri veya bu şekilde sunulan her şeyi sorgulamadan bertaraf etme gücüne ve azmine sahiptiler; ki bunu bazen başardılar.
Toplumsal hipnoz yaratma işinin öncüleri onlar oldu ama bu düzen şimdi başkaları tarafından da devam ettiriliyor.
KUYRUĞU DİK TUTMA İLLÜZYONU
Kalkıştıkları adaletsiz, bencil ve fena işler sonucunda dağıtılan bu ekibe ait olan zeki, inançlı ve fedakâr kadroların küçük bir kısmı eski amaçlarını henüz terk etmiş değiller. Kuyruğu dik tutma, çözülmeyi engelleme amacıyla uygulanan çeşitli yönetim taktikleri sonucunda ortaya çıkan, mağduriyet ve mutlak intikam ile işlenmiş iletişim diline gerçekten de inandıkları gibi, bunu bir şekilde yaymayı da beceriyorlar.
Kendi içlerinde yaşadıkları bu dinamizm ise yurt içindeki ve dışındaki bazı çevrelere hala cazip gelebilmektedir. Ama “kelin merhemi olsa kendi başına sürer” misali, “düşmanımın düşmanı dostumdur” ilkesiyle başlayan birlikteliklerin hem toplum hem de taraflar açısından verimli ve sağlıklı sonuçlar vermesi bugüne kadar çok da mümkün olmamıştır.
Toplumsal hipnozun edilgeni olmaktan kurtulmak, bilgi bombardımanından uzaklaşıp, insani faaliyetlerde bulunarak bireysel olarak yeniden sorgulayabilme yeteneğine kavuşmaktan geçiyor.

Feramuz Erdin, Güvenlik ve Kriz Yönetimi Danışmanı Eğitimi ve 30 yılı aşan kamu ve özel sektör tecrübesi ile güvenlik ve kriz yönetimi alanında ispatlanmış uzmanlık kariyerine sahiptir. Uzmanlık alanı ile ilgili bilimsel çalışmalar yapmakta ve kurumsal yapılar ile sivil toplum kuruluşlarına danışmanlık hizmeti vermektedir.

patronlardunyasi.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir